Siyasi nezaket
Bizim eve televizyon 1974 senesinde girdi. Ondan evvel bu konuda evin tek hâkimi radyoydu. Televizyonun gelmesiyle radyonun tahtı sarsıldı ama o zamanlar televizyon yayınları akşam 3-4 saatle sınırlı olduğundan, radyo gündüzleri hükmünü sürdürmeye devam etti.
O zamanlar hem radyo hem de televizyon yayınları belli bir içerik dengesine göre hazırlanırdı. Yani bugünkü gibi rezil vaziyette değilerdi. Haber verilir, müzik dinletilir, çocuk programları, her yaşa yönelik eğitici yayınlar ve eğlence programları olurdu. Tüm bu programlar da kati surette belirli bir kaliteyi tutturur, seviye daima korunurdu. Çünkü esas olan; sosyal yayıncılık, halka verilecek mesaj ve halkın bu yayınlardan olumsuz etkilenmemesiydi.
Genç arkadaşlar, inanmakta zorluk çekiyorsunuz değil mi? Evet, ‘eski’ dedikleri Türkiye böyleydi işte!
Radyoda saat 13:00 ve 19:00’da ana haber bültenleri olurdu. Bazı büyüklerimiz o saatte radyoyu aç yerine “Ajansı aç” veya “Ajansı dinleyelim” derlerdi. Zaten haberlerin adı da “ajans haberleriydi”...
1973 yılından itibaren kulaklarım bu haberlere aşina olmaya başlamıştı. Bültenlerde Bülent Ecevit’le ilgili tüm haberler ilgimi çekerdi. Çünkü maaile Ecevit’çiydik. Doğal olarak ailedeki hatta sülaledeki ortam beni de doğrudan etkiliyordu.
Radyo ve televizyonda verilen siyasi haberler günlük hayatımızın önemli bir parçasıydı.
Başta o dönemin önde gelen parti genel başkanları, hepsi de rahmetli olan, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş olmak üzere tümünün de özenli bir dil kullandıklarını hatırlıyorum. Hatta daha küçük parti genel başkanları olan Turhan Feyzioğlu, Ferruh Bozbeyli, Behice Boran, Faruk Sükan da aklımda bu şekilde kalmış.
Tüm bu siyasi liderler de en sert eleştirilerinde bile belirli bir nezaket çerçevesinde konuşurlardı. Ben bir tek gün argo, küfür ya da hakaretamiz konuşmalarını hatırlamıyorum. Siyasi ortam inanılmaz gerginken ve terör belası ülkeyi kasıp kavururken bile bu siyasi nezaketlerini korumuşlardır.
Maalesef bu itinalı dil ve yaklaşım Turgut Özal’la bozulmuştur. Bazılarının ülkede ‘devrim gibi hamleler’ yaptığını iddia ettikleri Özal, pek çok konuda olduğu gibi yazık ki bu yönde de toplumu olumsuz etkilemiştir.
Siyasi rakiplerine yönelik, söylemekten hicap duyduğum, affedersiniz, “Onlar küçük Turgut’la oynasınlar” sözleri bu kişiye aittir. Kamuoyu tepkisi üzerine torununu kastettiğini açıklamıştır!
“Halamın şeyi olsa eniştem olurdu” sözleri de Özal’ındır. Ve Türk siyaset dilinin seviyesini bu derece aşağıya çekmiştir.
Üzücü olan ise özellikle son 18 yıldır, iktidar partisinin en üst kademesi ile her seviyeden mensubunun bu argo ve hakaret dilini çok çok ileriye taşımalarıdır. Bu tür konuşmalar ve sözler sahibine şan-şeref getirmez, sadece tarihe söyledikleri bu sözler utançla kaydedilir, o kadar.
Bu konuda Özal kötü örneği tüm siyasetçilere örnek olmalıdır.
Sormak lazımdır: AKP, 18 yıldır iktidarda ve her şey emrinde. Bu öfke, bu şiddet, bu tahammülsüzlük nedendir? Ne yani; CHP ve diğer bazı partiler muhalefet görevlerini yapamayacak mıdır? Ya da muhalefetin görevi AKP’yi alkışlamak mıdır?!
Siyasetçiler halka model olmalıdır. Yaptıklarıyla, söyledikleriyle ve yaşantılarıyla. Siyasetçisi böyle özensiz olan bir toplum, bundan olumsuz etkilenir. Bizim de toplum olarak siyasetçilerimizden halka hizmet edecek çalışmalar yapmalarının yanında siyasi nezakete uygun davranmalarını beklemek de hakkımızdır.
Sükûnet ve itidal...Lütfen...






Yorumlar
Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın