Bu tahammülsüzlük niye
(Başlarken: İki gün evvel yazdığım “Mersin kent meydanı ve ötesi” isimli yazım büyük ilgi uyandırdı. Siz değerli okur dostlarımın telefon ve mesajlarınıza çok teşekkür ederim. Beni mahcup edecek derecede güzel sözler söyleyerek, iyi dileklerinizi ilettiniz. Müteşekkirim.
Aldığım tebrik telefonlarından birini, değerli bir büyüğümün görüşlerini özet olarak sizlere iletmek istiyorum.
Atilla Toroğlu Abi’m, şehrimizin iftihar ettiği çok değerli bir Mersinli büyüğümdür. Babası rahmetli Mithat Toroğlu, 14 sene şehrimizde belediye başkanlığı yapmıştır. Atilla Abi,1932 doğumlu olup Mersin’in gerçek hafızalarından olan bir hazinedir hepimiz için.
Atilla Abi, yapmış olduğumuz telefon görüşmesinde Atatürk anıtının karşısının bu beton yığını hâliyle kent meydanı olamayacağı hakkındaki görüşünü dile getirdi. Bu meydanı yaşayan hâle getirmek için küçük bir parkın da olduğu bazı çalışmalar yapılması gerektiğini iletti.
Ayrıca Atatürk büstünün etrafına Kuvayı Millîye döneminin Mersinli kahramanlarının büstlerinin yapılabileceğini ya da bir rölyef olarak tasarlanabileceğini söyledi.
Sevgili ve değerli büyüğümle şu konuyu da değerlendirdik bu sohbetimizde: Atatürk Kültür Merkezi binası (eski Halkevi) ve kilise tarihî dokuyu yansıtan çok güzel yapılardır. Modern şehirlerin meydanlarında olduğu gibi bu tarihî binalara uygun küçük binalar da inşa edilebilir. Böylece bütünsellik de sağlanmış olur.
Mersin’in bir kent meydanının olmamasını büyük bir eksiklik olarak gördüğünü ve dünyadaki tüm modern şehirlerin kent meydanlarıyla anıldıklarını da ilave etti Atilla Abi.
Bu görüşlerin tümüne katılıyorum. İlave olarak meydanın daha dinamik ve yaşar hâle getirilmesi için Çamlıbel’le bağlantısının da düşünülebileceğini hatırlatıyorum. Hatta balıkçı barınağı ve çevresi de bu projeye dâhil edilebilir.
Pek kıymetli Atilla Abi’me değerli katkıları için teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.)
***
Bugün aslında Avrupa seyahati izlenimlerimin tarımla ilgili olan ikinci bölümünü yazacaktım. Fakat dün sabah saatlerinde aldığım bir telefon aşağıda okuyacağınız yazıyı yazmamı zorunlu kıldı.
Bu sebeple tarım yazısı da Cumartesi’ye kaldı.
İki gün evvel, Salı günü yazdığım yazıya pek çok tebrik ve teşekkür telefonu ve mesajı aldığımı yazıya başlarken söylemiştim.
Bunun yanında, bir arkadaştan da “rahatsız” olduğunu söylediği bir telefon aldım. Hiçbirine katılmadığım ve haksız bulduğum bazı görüşler ileri sürdü. Ayrıca konuşma üslûbunu onaylamadığımı da söylemeliyim. Arayan kişi “biz” olarak konuşuyordu. Bir grup adına konuşuyor olabilir. O söylemedi, ben de sormadım.
Bu değerli arkadaş hiç şüphem yok ki telefonda kendisine anlattıklarımı “biz” dediği kişilere artırmadan ya da eksiltmeden, abartmadan ya da anlamını zayıflatmadan olduğu gibi aynen aktarmıştır.
Malûm, “Söz gider yazı kalır” demişler. Ona anlattıklarımı burada kayda almakta fayda var.
Benim o yazımdaki iyi niyetli eleştiri ve önerilerimden neden “rahatsızlık” duyulduğunu anlamış değilim.
Bunlar gizli-saklı sırlar değil ki? Kamuoyuna mal olmuş konular.
Bu arkadaşımız sanırım farkına varmamış: Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir mensubu ve büyükşehir belediyesi meclis üyesi olmam, yaptığım bu eleştiri ve önerileri çok daha kıymetli hâle getiriyor.
Çünkü bir CHP’li olarak aslında yaptığım bir özeleştiridir. Çünkü yönetimde bizim partimiz var. Bu özeleştirinin Mersinliler tarafından kabul ve büyük takdir gördüğü ortadadır. Aldığım sayısız telefon ve mesajlarla bu durum teyit edilmiştir.
Unutmayınız: Özeleştiri muhatapta daima güven ve saygı uyandırır.
Ayrıca halkımız, belediye yönetiminde CHP’li meclis üyelerinin özgür bir şekilde görüşlerini dile getirebileceğini de görmüş oldu. Bu sizce de iyi bir şey değil mi?
Çünkü herkes bilir ki eşsiz Atatürk’ün kurduğu bu parti biat partisi değildir.
O hâlde sormak lazımdır; bazı konularda farklı düşünen bir “arkadaşınıza” bu baskı kurma gayreti neden?
Bakın, demedi demeyin sonra: Bu tür davranışlar kimseye şan, şeref, onur getirmemiştir. Sizlere de getirmez!
Farklı görüş ya da iyi niyetli eleştirilere bu nevi tepkiler gösterilmesini tasvip etmem mümkün değildir.
Farklılıkların üzerine bu şekilde gidilmesi fikir kuraklığına yol açar. Kimse fikrini söylemeye cesaret edemez. Bu da düşünsel eksiklik doğurur.
Farklı görüşlere tahammül gösterilmesi ve fikir çeşitliliğinin olması doğruların bulunması için olmazsa olmazdır.
Ben, sadece Mersin’de değil, Türkiye’nin her yerinde CHP’li belediyelerin başarılı olmasını kalpten isteyen bir kişiyim.
Çünkü parti aidiyetime ilave olarak, ülkemizin partimize mensup belediyelerin başarısıyla nefes alacağına inanıyorum.
Arşivde duruyor; bu konuda makale de yazdım. Biz memleketin her yerinde yerelde başarılı olacağız ki genel seçimi kazanalım.
Hanımefendiler, beyefendiler; farklı fikirlerden, farklı görüşlerden, farklı bakış açılarından çekinmeyelim. Bunlardan rahatsızlık duymayalım. Bunlar zenginliktir.
Asıl, her yapılanı onaylayan kişilerden tedirgin olalım. Çünkü bu yapıdaki kişiler asla verimli olamaz ve katkı sağlayamazlar.
Ekip arkadaşlığını, takım ruhunu, birlikte çalışıp üretmeyi benden iyi kimse bilemez. Taş Bina’da karşılıksız ve beklentisiz olarak canla başla mesai yaptığım 2,5 ay zarfında bunun herkes tarafından görüldüğüne eminim.
Ekip arkadaşlığı çok çok önemli ve çok çok değerli bir paylaşımdır. Kıymetinin bilinmesi gerekir. Dolayısıyla ekip arkadaşlığı kavramına sadece sözle değil, fiili olarak da sahip çıkılmalıdır.
Mühim olan, bazı hatalı tasarruflarla kişilerdeki ekip arkadaşlığı ruhunu öldürmemektir!
Hiçbir sosyal mecrada yer almıyorum. Buna vaktim yok.
Kişisel blogumda görüş ve düşüncelerimi bilgim, birikimim ve tecrübelerim ışığında sizlerle paylaşıyorum.
Yazdığım her bir satırı bilgiye ve gerçeklere dayandırıyorum ve fikir üretmeye çalışıyorum.
Bu yaşıma kadar eleştiri almaktan asla çekinmedim; bundan sonra da çekinmem. Bunu kendime katkı sayarım.
Fakat burada kritik bir eşik vardır: Eleştiri iyi niyetli, yapıcı ve haklı olmalıdır.
Bu tip eleştiriler başımın üstündedir.
Fakat sınırı aşan ve eleştiri tavrından uzak hesap sorma teşebbüslerine boyun eğmem ise katiyen söz konusu olamaz.
Siyasette bulunma amacım bellidir. Partimin kazandığı Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin ve CHP’li tüm belediyelerin başarısına katkıda bulunmak. Ve Mersin’e hizmet etmek.
Bu kadar açık ve net.
Bu tavrım parti aidiyetimle birlikte tamamen aklımın ve mantığımın emridir.
Evet, siyasetteki amacımı yazdım. Bunun dışında siyasetten hiçbir kişisel beklentim yok. Siyaseti toplum için yapıyorum, şahsım için değil.
Siyaseten hiç kimseye bir borcum ya da yükümlülüğüm yok. Yükümlülüğüm ve sorumluluğum Mersin halkına, CHP’ye ve vicdanımadır.
Ben, bu düşünce yapısına sahip ve sadece Mersin’e hizmeti düşünen bir adamken, baştaki soruyu tekrar sormak isterim:
Bu tahammülsüzlük niye?
Enerjimizi bu tür kısır çekişmelerle tüketmenin bir gereği yok. Herkes, şartları ve imkânları elverdiği ölçüde Mersin’e katkıda bulunmak için çalışsa daha doğru olmaz mı?
Bir öneri: Eleştiriden çekinmeyin, niyete bakın.
Niyet hâlisane ise eleştiriyi destekleyin, istifade edin ve önünü açın. Bundan Mersin kazançlı çıkar.






Yorumlar
Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın