Salih Bozok (3)

 

Atatürk’ün artık dönülmez yola girdiği o kötü günlerde onu son defa güldürebilen de, son gülüşünü gören de Salih Bozok’tu. Bunu da bir gece önce gördüğü rüyayı Atatürk’üne anlatarak başarmıştı: 
Salih bey, bu hatırayı şu sözlerle kaydetmiş:

“Beni bir gece rüyamda korkunç bir öküz kovalamıştı. Alabildiğine kaçıyordum. Fakat öküz bana gitgide yaklaştı. Biraz sonra da bir yarın dibine sıkıştırarak boynuzlarıyla tartaklamaya başladı. Bir yandan haykırıyor, bir yandan da yatağımı ıslatıyormuşum. Gözümü açtığım zaman her taraf sırılsıklamdı. 
Ben daha rüyamı bitirmeden Atatürk gülmeye başladı. 
Bu onun son gülüşüydü, son gülüşü...
O günden sonra onun tebessüm ettiğini bile görmek kısmet olmadı.”

***

Takvimler 1938’in ilkbahar aylarını gösterdiğinde, Türk milletinin atası Atatürk’ün ölümcül bir hastalığa yakalandığı artık kesinleşmişti. 
Salih Bozok, hayatını adadığı büyük sevgilerle, saygılarla ve hayranlıkla bağlandığı bu dev adamın günden güne kaçınılmaz sona yaklaştığını görüyordu. 
O günlerdeki duygularını ve içinde bulunduğu ruh karmaşasını mektuplarında gözlemlemek mümkün:

Aşağıdaki mektubun tarihi 2 Ağustos 1938 ve Salih Bozok tarafından İsmet İnönü‘ye yazılmış:

“Aziz ve Muhterem Büyüğüm İnönü, 
Ben bu mektubu sonuna kadar yazmaya, siz de okumaya bilmem muvaffak olabilecek miyiz? Parmaklarım kırık, gözlerim kör olsaydı da ben size böyle acı bir mektup yazmaya muktedir olmasaydım. Fakat vatan aşkı, millet ve memleket sevgisiyle işittiklerimi, gördüklerimi acı ve feci de olsa size bildirmeyi bir vazife, bir borç bildim ve bu mektubu yazmak mecburiyetini hissettim.

Sevgili Paşam, büyük kurtarıcımız Atatürk’ümüz dün ecnebi profesörlerin de bulunduğu bir sıhhi heyet tarafından muayene edildi. Konsültasyon neticesinde icap edenler yapıldı. Fakat bu konsültasyonda bulunan bazı doktor arkadaşlar tarafından bana mahrem olarak söylenenlere ve benim de görüp anladığıma göre bugün Atatürk’ümüzün sıhhi vaziyeti korkulacak kadar vahimdir.

Kalbim parçalanarak size bu elim haberi vermek mecburiyetinde kaldığım için ayrıca acı duymaktayım. Artık buna göre ne yapmak ve nasıl bir tedbir almak lazımdır bilemem. Ankara’da bulunduğunuz için buradaki vaziyetten sizi memleket ve milletimizin büyüğü, kıymetli İnönü’müzü haberdar etmekle vicdani vazifemi yapmak istedim. 
Gözyaşlarımla ve derin saygılarımla ellerinizden öperim. 
Salih Bozok”

***

Salih Bozok, 27 Eylül 1938 tarihinde Atatürk’le yaptığı konuşmayı ve duygularını ise şöyle not etmiş:

“(…) ‘Salih’ dedi, ‘dün akşam büyük bir sıkıntı geçirdim çok fenaydım, kustum, hafızam tamamen kaybolmuştu.’ 
(…) Karyolasının yanındaki sandalyeyi göstererek ‘Şuraya otur’ dediler. 
‘Çok dermansızım Salih… Büsbütün başka bir adam oldum. Şu ellerimin hâline bak.’

Bana doğru uzattığı o güzel eller şimdi deri ile kemikten ibaretti. O hâlâ kesik kesik tekrar ediyordu: 
‘Ben büsbütün başka bir adam oldum. Hiç hafızam kalmadı. Değiştim Salih, artık o eski adam değilim…’

Teessürümden ne yapacağımı şaşırdım.

(…) Ümitsizlik içinde ‘Aman Allah’ım ya Atatürk’ü kurtar yahut benim canımı al’ diye ellerimi boşluğa açıp yalvarıyorum. Sıkıntıdan öyle terliyorum ki banyodan henüz çıkmış gibi sırılsıklamım.”

Aşağıdaki notlar da 28 Eylül 1938 tarihine ait:

“Atatürk’ün hastalığı hakkında bizi sarih surette tenvir etmesini Doktor Nihat Raşat’tan (Belger) Kılıç Ali’yle birlikte rica ettik. Doktorun verdiği izahat şöyle oldu:

‘Hastalık süratle ilerliyor. (…) Hayatının hiç olmazsa bir iki sene idamesine imkân bulunacağı ümidindeydik. Fakat bugün kurtulması için ancak yüzde 3 ihtimal vardır. Karaciğer artık vazifesini yapmıyor. Zehirlenme başlamıştır. Vaziyet vahim ve ümitsizdir.

Nihat Reşat’ın selâhiyetli lisanından feci akibeti bütün açıklığıyla öğrenmek beni büsbütün sarstı. İçimde en ufak bir ümit şulesi bile kalmamıştı.

Atatürk ölüyordu…”

 

 

 

 

 

  • Mehmet S. Nane

  • 2 Temmuz 2021

Sayfayı Paylaş

Yorumlar

Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın

leaf-right
leaf-right